Genel Kurul Mesajı

  • Ankara, 27 Kasım 2011
    Değerli konuklar, 
    Bildiğiniz gibi yakın çevremizden başlayarak Avrupa hatta Dünya önemli değişikliklerle karşı karşıya kalmaktadır.
    Başta Irak ve Afganistan gibi ülkeler ABD ve müttefiklerinin müdahaleleri ile önemli değişimler yaşadılar. Bu Ülkelere demokrasi vaad’edenlerin, Ülkeleri ne hale getirdiklerini bütün dünya sessizce izlemektedir. Kısa bir süre önce ise Arap baharı adı altında Mısır, Libya ve Tunus gibi Arap ülkelerinin birçoğunda hayli sert bir biçimde rejim değişikliklerine gidildi.  Şimdi de komşumuz Suriye de büyük bir kaos yaşanmaktadır. Balkan ülkelerinin de nerdeyse tümünde siyasi ve ekonomik  krizler devam etmektedir. 
    Kuzey Afrika ve Balkanlarda bunlar sürerken Avrupa da   patlak veren ekonomik krizler ise devam dünya ekonomilerini tedirgin etmektedir. Avrupa da ki krizlerden dolayı ABD,  Çin ve Avustralya ülkelerinde dahi ekonomik sıkıntılar hissedilmektedir. Avrupa da ise Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde ekonomik krizler, hükümet değişikliklerine kadar gitmiştir. Kriz içerisinde olan  Yunanistan, Portekiz ve Macaristan gibi ülkelerin ekonomik krizleri büyüklük ölçeği olarak AB için  kaldırılabilir yüktür. Ancak  İtalya, İspanya hatta Fransa da olabilecek ekonomik bir kriz tabi ki Türkiye’yi  Avrupa’yı ve tüm dünyayı etkileyecektir. Zira ihracatımızın %60’ı AB Ülkelerine yapılmaktadır.
    Değerli konuklar, 
    Ülkemiz; 2001 krizinden aldığı ders, 2002  seçimlerinde siyasi istikrarı yakalaması ve yapısal reformları sürdürmesi ile  bugün bu siyasi ve ekonomik krizi yaşayan ülkelerden çok daha farklı bir durumda gözüküyor. Bankaların disipline olması, dövizin son aylara kadar  fazla dalgalanmaması faizlerin yüksek olmaması, enflasyonun özellikle eskiye göre çok uygun seyretmesi Uluslar arası derecelendirme kuruluşlarınca verilen notları da  hayli olumlu duruma getirmektedir.  Bütün bunlara ilaveten sosyo-ekonomik açıdan da önemli olan toplu konut, sağlık, eğitim ve ulaştırma gibi konular da sağlanan değişimler geleceğe daha güvenle bakmamıza imkan sağlamaktadır.
    Bütün bu olumlu gelişmeleri gönülden tebrik etmek gerekir. İhracatta başarılı olmamıza rağmen ithalat ile büyüyen 105 Milyar Dolarlık dış ticaret açığımız, 75 Milyar Dolara ulaşan önlenemeyen cari açığımızı da gördüğümüz  zaman sıcak para ile sürdürülen durumun bozulması halinde ülkemizin de ekonomik krizi hissedebileceğine dikkat çekmemizi  gerektirmektedir.
    Ekonomide bu gelişmeler yaşanırken PKK ve terör  konusu ise ülkemizin en büyük sorunlarının başında gelmektedir. Yüzyılladır beraber yaşadığımız beraber sevinip beraber üzüldüğümüz, akraba olduğumuz kürt kökenli vatandaşlarımızla, kardeşlerimizle sanki esasta bir sorun varmış gibi göstermeye çalışıp terör estirmeye çalışan bir avuç bölücü terörist  ülkemizde  sıkıntı yaratmaktadır. Terör bir ülkede her kesimi ilgilendirmekte, ekonomi dahil her konu içinde büyük problem oluşturmaktadır. Artık hepimizin bıkıp usandığı bu konunun biran evvel halledilip bölünmez birlik ve bütünlüğümüz içersinde Türkiye’nin bu konuyu aşması gerekmektedir. Bu vesile gözünü kırpmadan vatan için canlarını feda eden şehitlerimize, camiamız adına Allah dan rahmet, kederli ailelerine sabır, güç ve kuvvet diliyorum. 
    Değerli konuklar, hepimizin bildiği gibi geçen ay yaşanan Van depremi de  milletimizi derinden üzmüştür. Maalesef bu ne ilktir,  Allah korusun  ne de sondur.  Buradan çıkaracağımız ders ülkemizin birçok yeri bu bir gerçek ki deprem bölgesidir. Depreme karşı hazırlıklı, tedbirli ve eğitimli olmalıyız. Biz de TÜSEMKOM olarak, TOBB un önderliğinde gerçekleşen, birliğe çağrı platformu ile depremin üçüncü günü Van ve Erciş deydik. Orada felaketin vahametini gördük ve vatandaşlarımızın çaresizliklerini ve acılarını paylaşmaya çalıştık. Bu vesileyle de depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza yine camiamız adına Allah dan rahmet kederli ailelerine baş sağlığı diliyoruz. İnanıyoruz ki Türk halkı en kısa zamanda depremin yaralarını saracaktır.


    Genel Kurulun Değerli Üyeleri Değerli Konuklarımız,
    Bu kısa genel sunumdan sonra müsaadeleriniz ile sizleri sıkmamaya dikkat ederek ve mümkün olduğunca özet olarak kendi sektör konularımıza  ve sorunlarımıza değinmek istiyorum. 
    Değerli Konuklar ;
    Dünya da beslenme günden güne artan bir şekilde sorun haline gelmektedir. Sürekli büyüyen dünya nüfusu ve farklı gelir seviyeleri ile  Dünyamızın bir bölümü ciddi açlık tehlikesi yaşamakta ve ölmemek için yaşam mücadelesi vermektedir. Ekilebilir dünya topraklarının sınırlı olması, entegre besin maddelerinin zaman zaman insanlığa ve çevreye zarar vermesi sebze ve meyve üretimini tüm Dünya da önemli ve vazgeçilmez hale getirmektedir.
    Dünya da Çin, Hindistan, ABD , Brezilya ve Türkiye ciddi üretim merkezlerindendir. Ne mutlu ki ülkemiz bu sektörde Dünya sıralamasında ilk sıralarda, Avrupa da ise hem üretim hem tüketimde birinci olarak yer almaktadır.
    Ülkemizin  776 bin kilometre kare yüzölçümü, dört mevsimi yaşayan coğrafi yapısı özellikle bazı meyve grupları ve örtü altı üretiminde bir hayli şansı olması bizim için büyük  bir nimettir. 
    Değerli Konuklar,
    Ekonomide üretim ve pazarlama ayrı bölümler gibi görünse de  birbirini tamamlayan ihtisas alanlarıdır. Başka bir deyişle üretim ve pazarlama birbirlerinin mütemmim cüz’leridir. Dolayısıyla  üretilenin pazarlanmasında yer alan toptancı hallerin sorunları ve iyileştirilmesine  üretimden başlamak gerekmektedir. 
    Ülkemizde  43 Milyon ton yaş sebze ve meyve üretilmektedir. Bunun 27 Milyon tonu sebze 16 Milyon tonu meyvedir. Bu üretimi  Türkiye nin her köşesinde ki 3 milyon aile işletmesinde ve  çok küçük parçalı alanlarda gerçekleştirmektedir. 
    Dünyadaki bütün Ülkelerde hükümetlerin stratejik ekonomi planları arasında kırsalda yaşayan nüfusu yerinde tutmak ve geçindirmek bir hayli önem taşımaktadır. Gelişmiş Ülkeler bu insanların ürettikleri ürünlerin her safhasında büyük destekler vermektedir. Destekleri arttırabilmek için kırsal nüfusu sanayi ve hizmet sektörüne kaydırmakta, azalan kırsal nüfusunun tarımsal desteklerden  daha fazla pay almasına çalışmaktadır. Türkiye gibi büyük bir yüzölçümüne sahip  ülke de nüfusun %30-40 ını bulan böylesine büyük bir kitleye ayrılan tarımsal destekler bu günkünden fazla olmalıdır. 
     Fakat şunu da unutmamak gerekir ki Tarımda bu küçük ölçekli üretim ve üretici sistemi Tarım sektörümüzün  dünya Ülkeleri ile  rekabeti açısından bir dezavantaj, bir olumsuzluktur. 
    Üreticimizin eğitilerek daha dinamik yapıda büyütülmesi, Yasal değişikliklerle topraklarının fazla bölünmesinin önlenmesi, bölgelerinde  sebze ve meyvenin entegre sanayi  yatırımları  ile mümkün olabilir. Üretim planlaması veya yönlendirilmesi mutlaka yapılmalı, bölgesel markalaşmaya önem verilmelidir.  Üreticimiz yerinde büyütülmeli Dünya’nın modern ve çağdaş imkanlarından yararlanmalıdır. Küçük üreticimizin kalkınmasında  faydalanması gereken önemli bir oluşum  üretici birlikleridir. Ülkemizde  Üretici birliklerinin her nedense ilk talebi ürünlerin satışı olmaktadır. Oysa Üretici Birliklerinin satıştan evvel yapmaları gereken çok şey vardır. Satış  konusu yeterli altyapıları gerçekleştiğinde kendiliğinden gelecektir. 

    Değerli konuklar  
    Üretim ister fabrikasyon  imalat,  isterse tarlada-bahçede-örtü altında serada olsun üretim her konumda zordur. Fakat  üstü açık fabrika sayılan  tarla da üretilen sebze ve meyvenin en önemli riski doğadır. Gelişen her türlü sigorta sistemine rağmen planlanan üretim miktarının gerçekleşmemesi arzu edilen kaliteye ulaşılamaması  ve doğayla mücadele bu işle uğraşan herkesin  korkulu rüyası  olmuştur. Girdi maliyetlerini de göz önüne alacak olursak bu kadar zor şartlarda oluşan üretimin değeri ile pazarlanması ve toptancı hallerinin  önemi kendiliğinden meydana çıkmaktadır.  
    Üretim hak ettiği değeri ile pazarlanmazsa hiçbir önem taşımaz. Dayanıksız tüketim mallarının en üst grubunda yer alan sebze ve meyve bizde de dünya da da  arz ve talep dengesine göre pazarlanmaktadır. Bir örnek verecek olursak; örneğin 0,50 kuruşa mal edildiği varsayılan bir domatese üreticimizin %20 Kâr koyup 0,60 kuruşa satayım düşüncesi gerçekleşememektedir. Ürünler bazen maliyetlerin altında bazen de maliyetin üstünde fiyat bulabilmektedir. Bir de bu ürünün büyük bölümünün günlük olarak hasat edilip piyasaya sürüleceği düşünülecek olursa bu ürünün satılacağı bir pazara ihtiyaç duyulmaktadır.  İşte bu pazarın adı Toptancı haldir. Toptancı haller çok sayıda satıcı ile çok sayıda alıcının bir araya gelebildiği fiyatın piyasa değerine göre bulunduğu  borsa görevi gören yerlerdir.
    Toptancı haller de daha çok profesyonel olarak bu işi yürüten ve doğru hizmet veren hal komisyoncuları sahiplendiği  için toplumda  sanki haller yalnız hal komisyoncularınınmış gibi görünmektedir. Oysa Toptancı Haller  üreticilerimiz başta olmak üzere tüm paydaşların yer aldığı  ve üretilen ürüne hizmet eden yerlerdir. 
    Türkiye genelinde ki toptancı hallerde bu işi üstlenen hal komisyoncuları bölgesine göre üreticimize faizsiz avans vermekte, ürünü bir riskle veresiye satmakta,  zaman zaman tahsil edemediği avans ve veresiyenin  tahsil etmiş ve kar etmiş gibi vergisini, rüsumunu peşin ödemek zorunda kalmaktadır.
    Üretici ve tüccar mallarına fiyat bulmadaki ihtisası yanında pazarın talep ettiği ürün cinsini ve pazara sürülecek zamanlama gibi konularda üreticimize ücretsiz danışmanlık ücreti vermektedir. Bunlara karşılık ise pazarlama hizmet bedeli olarak bakanlığımızın belirttiği resmi oranlarda komisyon almaktadır. Sebze ve meyve ticareti  tüm dünya da da benzeri bir şekilde ya kati satış ya da konsinye satış olarak sürdürülmektedir. 
    Değerli üyeler,
    Ülkemizdeki sezonluk yüksek üretim miktarı, küçük üretici, günlük fiyat bulma ve satışa arz etme gibi konulardan ihtiyaç doğduğu için sebze  meyve  üretimi ve ticaretini korumak düşüncesiyle Ticaret bakanlığımız bu konuyu bir kanunla düzenleme ihtiyacı duymuştur. Bu arada yeni Yasa ile getirilen ve çok önemsediğimiz hususları da belirtmek istiyorum.
     “İlk değişiklik Kanunun adında da yer alan arz ve talep derinliği bulunan diğer Mallar” ifadesidir. Avrupa’da olduğu gibi sebze ve meyve satış peronları gibi oluşturulacak yeni peronlarda  talebe göre diğer gıda maddeleri de satılabilecektir.
    -Önemli bir yenilik de ürünlerin ambalajlarında  künye zorunluluğunun getirilmesidir. Malların üretim yerini, cinsini, miktarını, hangi üretici ve işletmeye ait olduğunu, varsa sertifika bilgilerinin ambalajlarda bulunması hem komisyoncular hem de tüketicilerimiz açısından çok önemli bir gelişmedir. 
     -Meslek mensubunun  ve odalarının tanımı, malların ticareti ile iştigal eden ve meslek odalarına kayıtlı kişileri ve Meslek Odaları olarak TOBB, TZOB ve TESK belirtilmiştir.
    -Tanımlar maddesinde “Toptancı Hal Konseyi” nin kurulacak olması ve Hal Hakem Heyetinde Baro ve Ziraat Mühendisleri Odasının temsilcisinin bulunması da  önem verdiğimiz yeniliklerdir.
    -Kanunla gelen bir yenilik de, Mal bedelinin tam ve zamanında üreticiye ödenmesinin ispat yükümlülüğü meslek mensuplarına aittir ve gerekli durumlarda Bakanlık tarafından sözleşme düzenlenecektir.
    -Standardizasyonlar zorunlu hale getirilebilecektir. Bizce de mutlaka getirilmelidir.
    Bunlar Kanunda olumlu bulduğumuz yeniliklerdir ve Teşkilatımızca desteklenmektedir.
    Kanunun olumsuz bulduğumuz maddeleri de şunlardır.
    -Uygulamasında sorunlar yaşanacağını başından beri söylediğimiz Hale bildirim sistemi de önemli bir yeniliktir. Ancak hal kayıt sistemi ile çalışabilecek bu sisteme başta üretici kesimin ve sektörün henüz hazır olduğunu söyleyemeyeceğiz. 
    -Hal içinde alınan rüsumun %1’e düşürülmesi, hal dışında üreticilerden   toptan satın alınan ürünlerden %2 rüsum alınmasını içeren düzenlemeden özellikle büyük  hallerinin olumsuz etkilenmesinden endişe edilmektedir. Rüsum gelirleri düşen belediyeler hizmet veremez hale gelebilecektir.
    - Ayrıca bildirimden sonra rüsum ödeme süresinin 5 gün olarak belirlenmesi de tahsilatta sıkıntılar yaratabilecektir. En önemli konu ise üretim bölgelerinde tahsil edilen rüsumların bir sonraki ayda %75’inin ürünlerin tüketime sunulacağı yer hallerine veya işletmecilerinin hesaplarına transferlerinde sorunlar yaşanabileceği düşünülmektedir.
    -Toptancı Hallerinin kuruluş izinlerinin yalnızca Belediyelere bırakılması ve mülkiyetinin satılmasında %50 oranını anlamakta güçlük çekilmektedir. Satış sırası nereden başlayacaktır, hangi işyerleri satılacak veya satılmayacaktır. Bu belirsizlik hallerde olumsuzluklar yaratabilecektir.
     Şunu hemen belirtmeliyim ki üste bir cümleyle ifade ettiğim gibi bu Kanun  sektör paydaşlarını  korumak için çıkarılmıştır. Yoksa hal komisyoncularını koruma ihtiyacından doğmamıştır.  Birçok kesimde sanki hal komisyoncuları korunuyormuş gibi kanunu müdafaa  etmek zorunda kaldık. Bu kanun hal komisyoncularını korumak için oluşturuluyor olsaydı ilgili yerler Kanunu bir çırpıda kaldırırlardı. Zaten bizlerinde böyle koruma, korunma gibi bir talebimiz söz konusu değildir. 
    Bizim talebimiz, toptancı hal içersinde tabir yerindeyse “bir cendere” de gibi hem maliye hem belediye hem de ilgili Kamu Kurumlarının baskısı altında olan hal komisyoncularının   uğradıkları haksız rekabetin önlenmesidir. 
    Bir yanda toptancı halde  kayıtlı ekonomi
    Bir yanda tamamen serbest kayıt dışı oluşan ticaret
    Bir yanda hal esnafına perakende satış yapamazsın toptancısın  baskısı
    Bir yanda perakendeciye toptan satış yapma imkânı
    Bir yanda tüccar olarak mal çalışma yasağı
    Bir yanda hallere mal gelmeme sorunu
    Bir yanda ilgili birimlerden izin almadan hal kuramazsın yasağı
    Bir yanda serbestçe hal gibi çalışan çarşılar
    Gerekli izinleri alıp mülkiyeti kendine ait hal sitesi  kursan belediye veya bakanlık gerekli gördüğü zaman hal yerini değiştirebilmektedir. Ancak aynı durum bir AVM için kesinlikle söz konusu olamamaktadır.
    Değerli üyeler, 
    Meslektaşlarımıza zamanında yasak koyup bu iş kamu hizmetidir hal kompleksi  kuramazsın diyen yetkililer yıllardır  hal komisyoncularının çalışmakta oldukları tahsisli iş yerlerini  ikna edici bir sebep göstermeden zamanı gelince çıkarabilecekleri kiralama sistemine dönüştürmektedir. Bu acımasızca elden alınmış bir haktır.
     Mevcut durumda belediyelerce ihtiyaç duyularak encümen kararları ile aynı kişiye veya firmaya tahsis edilen birden fazla işyeri sorun haline getirilmektedir. Tahsisin iptal edilip kiraya dönüştürüldüğü yetmezmiş gibi ,  Hatta bu kiraya dönüştürülen sistemde toptancı hallerde çalışma kapasitesine göre birden fazla işyerin olamaz denilmektedir. Ödeme zorluğu içersine düşersen özel sektörde herkes Türk Ticaret Kanunlarıyla işlem görürken hal komisyoncularından  büyük miktarda teminat alınmakta  ve hatta işyerleri tahsisinin  iptaliyle karşı karşıya getirilerek ödeme zorunluluğu içersinde bırakılmaktadır. Zorunlu ve özel cezai şartları düşünecek olursan hal komisyoncuları belediyelerin yan kuruluşu gibi çalışan yerlerdir.  
    Biz bu şekilde her türlü baskı altına alınırken karşımızda bizlerle benzeri  işleri yapan gruplar her türlü serbestlik içersindedir. İşte bizim feryadımız bunadır. Bu haksız rekabet ortamı olmasa yıllardır göğüs gerdiğimiz bu olumsuzluklarla baş edebileceğimize inanıyorum. Fakat hal esnafının eli kolu bağlanırken  ve toptancı halleri günden güne kan kaybederken  karşımızda güçlenen ulusal ve uluslararası marketçiler bu piyasayı acımasızca ele geçirmektedir. Üreticilerimiz Pazar daraldıkça ürünlerini bu grupların dışında satacak yer bulmakta zorlanacaklardır. Zincir market grupları büyük miktardaki alım güçlerini kullanarak üreticilerimize fiyat dikte edeceklerdir. 
    Bizce yapılması gereken rekabet ortamının kısmen de olsa sağlanması için yerel maketler, küçük esnaf ve geleneksel halk pazarları desteklenmeli, toptancı haller fiziki ve idari anlamda iyileştirilmeli, soğuk hava depoları ve analiz laboratuarlarına yer verilerek modernize edilmelidir. Ürünlerde ise daha önce vurguladığımız gibi üretim planlamasının yanı sıra standardizasyona ve bölgesel markalaşmaya gidilmelidir.
    Sonuç olarak şunu söylemek istiyoruz. Sebze ve meyve pazarlamasında  Toptancı haller gitgide devre dışı kalıyor. Biz ya iyice küçüleceğiz. Yada ticaretle uğraşan kişiler olarak  sektör veya şekil değiştireceğiz. 
    Yalnız ilgililere şu hatırlatma ve ikazı yapmayı sorumlu bir Sivil Toplum Kuruluşu görevi addediyoruz. 
    Türkiye gibi küçük üretici yapısının bulunduğu bir ülkede günlük hasat edilen, günlük fiyat bulması gereken ve günlük satılması gereken ürünler için içinde kim çalışıyor olursa olsun toptancı haller bir zorunluluktur. Sonuçta işlerini terk eden hal komisyoncuları olabilir ama şunu altını çizerek ifade etmek istiyorum ki kaybeden Türk üreticisi ve suni fiyat artışları ile karşı karşıya bırakılacak  tüketicimiz olacaktır. 


    YÜKSEL TAVŞAN
        BAŞKAN




 









Dükkan Ajans